16 Mayıs 2001
Selam...
Yine senden bir
kaç satır...
"Elektrik
enerjisi her araçta bir özellik, bir yüz gösterir... Isı olur, ışık
olur, hareket olur... Her işi yapan aynı enerji, ama o yerin kapasitesince
ortaya çıkar. Eksiklik varsa o mahallin yetersizliğindendir..."
Aynı bilgi
her bilinçte farklı tesirler yaratıyor, ve farklı tezahürler... Kaynak BİR
şüphesiz, ama kendi sınırlarımız niceliğinde ve filtremiz niteliğinde
kanal olabiliyoruz bilgiye. Bu yüzden ben ne süzmüşsem bu yaşamdan, bana
özgün ve öznel olma durumunda. Ve yine bu yüzden, "bana göre böyle"den
öteye geçemez hiç bir yorumum... Yine "bence" ile başlıyor
sohbetimiz, sanki bir tür sesli düşünme, bir tür kendimle söyleşme hali...
Sonu başa
bağlıyoruz, çemberi tamamlamak adına... Çizgi sandığımız cemberde başa
dönüyoruz. Baş ile son arasındaki "bilinc boşluğu" kapanıyor,
bir "bilinç eşiği" aşılıyor...
İki nokta -
sonsuz uzak ve sonsuz yakın- bir noktaya eriyor.
"Son",
"baş"a sonsuz benziyor, ama o denli farklı... Bu farkı farketmek
için de o eşiği bilmek gerek... Bilmeyene, bir bilgenin yüzündeki
ifadeyle "köyün aptalı"nın yüzündeki arasında pek fark
yoktur. İkisi de SAFca gülümser yaşama... Edimleri "normal" değil
"doğal"dır... Mantık sınırlarına sığmaz yolları, yöntemleri...
Çoğu göze aynı görünürler, ama biri "bilmeyen"dir, diğeri
ise "bilip aşmış" olan...
Sanki şöyle
bir yolculuk -- başlangıçta "kıyas" önemli bir mekanizma. Ögrenme/
hatırlama sürecinde dışsal ölçütlere vurma ve bir doğru-yanlış
ekseni oluşturma söz konusu. Fizik boyutuna adaptasyon adına böylesi bir
evre kaçınılmaz gibi... Beklentileri ölçütünde "norm"lara
uymak, "normal" olmak çabasındadır kişi. Belli hedefler saptar,
bu hedeflere yönelik "araç"lara yönelir ve bu bazda şekillenir
seçimleri...
Ama
"araç"ları kullanıp TERK etmek yerine, yolculuk boyunca taşımaya
yönelir... Nefes nefesedir, yorulmuştur, ama "yük"ünü
terketmeyi düşünmez bile. Daha da öte, bu araçlarla özdeşleşir...
ÖZüne kat kat giydirdiği giysi gibidir kişiliği...
Merkezden çepere
doğru bu yolculuk sürer gider bir süre... Gitgide çoğalmakta, gitgide dağılmaktadır
kişi içsel boyutlarda... Ama er veya geç geçilmez bir halkaya çarpmış
misali sarsılır... Artık birer ikişer "safra"yı atma, hafifleme
ve merkeze dogru yol almanın zamanı gelmiştir. Bu yoldan daha önce geçtiği
için aşinadır, yeni/farklı bir şey olmuyor endişesine, telaşına düşer
sıkca... Ama çekim basladı ya bir kere, göremese de merkezi, yolundadır
ve her şey mükemmeldir artık...
Evet, dönüş
süreci bir TERK sürecidir... Ama bu, "araç"ları kullanmama
olarak değil, onlara olan bağımlılığımızı terketmek anlamında anlaşılmalı...
Yine duygular olacaktır, yine hazlar, acılar... Ama biz her dalgayla sarsılmak,
savrulmak yerine, adeta bu dalgaların üstünde sörf yapmayı seçebilmeliyiz
artık.
Keşke bunun
herkese uyan bir reçetesi olsa... Ben sadece "merkeze döndüm... ve yürüyorum"
diyebiliyorum kendime... Ve kimseye bunun "duygu"sunu aktaramayacağımı
bilsem de, ben "SEVGİ YOLU"nu seçtim... Hiçbir yolcuyu yargılama
hakkını kendimde görmeden, ama, kısa veya uzun, beraber yol alacağım
kişilerin bilinçte yakın titreştiklerim olmasına özen göstererek...
Ve sevgiyle...
