"Değişim
bu sistemde kaçınılmaz, ama değişim belli kanunlar içinde gelişmede...
Değişmeyen bu kanunlar olsa gerek... Sistemde kanunlar olmasa KAOS olur ki
bu da düşünülemez, çünkü her zerrede muhteşem bir tertip, düzen ve
ihtişam var.
Günlük
olayların içinde her ne kadar bir çok acılar sıkıntılar yaşasam da böylesine
bir düşünce ile yaklaşmak, hissetmeye çalışmak an içinde de olsa muhteşem...
tarifsiz...
... Matematik
dilinde +1, 0 (sıfır),- 1 ve sonsuz ne anlamlara gelir, açıklar mısınız?"
Selam,
İster ince,
kıvrımlı bir dere olsun, ister coşkulu, deli debisiyle bir nehir... Hepsi
aynı ummana akıyor... Suyun yatağı, yolu çeşit, çeşit, ama menzil aynı...
Ola ki bunu unutmasın...
Oyalananlardan
değil, erenlerden olmak özlemiyle... dileğiyle...
Son yazdığına
ilişkin... Bir matematikçi olarak değil de, matematik dersleri veren bir mühendis
olarak ilgim/bilgim fazlasıyla sınırlı... Bu durumda bana fazla söz düşer
mi bilmiyorum, ama yine de biraz konuşacağım sanırım... :)
Her
simgeleme bir bakıma soyutun somuta indirgenme çabasının ürünü... Pek
çok simgenin matematik alanının dışında, felsefik/ düşünsel/ dinsel
çağrışımlarının olduğunu biliyoruz. Ben de burada daha çok bu
alanlarda gezineceğim.
"Sıfır"
bir sayı veya bir değer değil, her tür niteleme ve nicelemenin YOKluğudur
aslında. HEPlikle HİÇliğin sınırı olarak algılanır... Bir bakıma bir
"başlangıç" çağrışımı içerir, ama negatif ve pozitif değerler
arasında bir referans noktasıdır.
Fizikte
"enerjinin sakınımı" prensibiyle ifade edildiği üzere,
evrendeki tüm güçlerin/ hareketin/ enerjinin toplamı SIFIRdır! Bunun
nihilizme kadar uzanan cok farklı felsefik yansımalarının olması da şaşıtmamalı...
+1 ve -1,
iki yönde ilk "tam" değerler olduğuna göre, temel eril ve dişil
prensibi simgeliyor bir bakıma. ÇOKluğun asal birimleri...
"Sonsuz"a
gelince... ama gelemeyiz ki... :) Sonsuz bir sayı değil, bir limit hali...
Sayısız paradoksla beslenen bir kavram... Achilles'in kaplumbağayı
yakalamak icin sonsuz sayıda adım atması gerektiği gibi... BiR parçayı sürekli
yarıya bölerek sonsuz parçalara ayırabileceğimiz için, sonsuz parçanın
toplamının BİR etmesi gibi... Muhteşem ve akıl ötesi...
Netten
derlediğim bu yazı ilginç gelebilir:
SIFIRIN
İCADI
Yeni ufukların
açılmasında çok büyük etkileri olan sıfır kimi zaman lanetli, kimi
zaman ise vazgeçilmez bir rakam olarak kitaplarımızda yer almıştır.
Bir zamanlar
şeytanın rakamı olarak suçlanmıştı... Ardından barbarların icadı
olarak anıldı. 1299 Floransa tarihli bir kararnamede, Italyan Floransa
kambiyo loncalarının, Arap rakamlarını, özellikle de "sıfır"ı
kullanmayı yasakladığını görüyoruz. Kararın altına da küçük bir
not düşülmüş: "Bu çok yaygın olmayan rakamın, Arap ülkeleri dışında
kullanımı, ticarette çok büyük kargaşaya yol açabilir..."
Ne var ki,
Floransa kambiyo loncasının bu kararına karşılık, o tarihlerde kağıt
üzerinde hesap yapmaya başlayan Avrupalı Tüccarlar yoğun bir biçimde
Araplar'dan gelen sıfır rakamını kullandılar. Çünkü sıfır olmadan,
sadece Romen rakamlarıyla yazılı hesap yapmak hemen hemen olanaksızdı.
Nitekim
Avrupa'ya sıfır oldukça geç bir tarihte gelmesine karşın, Antik Çağ'ın
birçok medeniyetinde sıfır kavramının varolduğu görülüyor. Örneğin
Eski Mısır'da sıfır yerine bir sembol kullanılyordu. Öte yandan, yine Mısırlılar'ın
sıfırlı rakamların varlığından IÖ.2000 yıllarinda bile haberdar
oldukları kanıtlanmış. Eski Mısırlılar, 10 rakamını U harfiyle, 100
rakamını C harfiyle ve 1000 rakamını da lotus çiçeği şekliyle gösteriyorlardı.
Ancak,
matematikteki en büyük devrim, kuşkusuz sıfır rakamının devreye girmesi
ile değil, rakamların yerleştirilmesinde pozisyon kavramının ortaya çıkmasaydı.
Örneğin, 249 rakamında 2 rakamı 100'ler hanesini oluşturuyordu, çünkü
sağdan itbaren üçüncü pozisyondaydu. 4 rakamın 10'lar hanesini oluşturuyordu,
çünkü sağdan itibaren ikinci sıradaydı. Bu "rakamların pozisyon sıralaması"
sistemini ilk uygulayanlar Babilliler oldu. Ancak 60'lı bir sayısal sisteme
sahiplerdi. Şöyle ki, Babilliler için 32 rakamı şu işlemin karşılığıydı:
3x60+2
Oysa bugün
bu rakamın karşılığının 3x10+2 olduğunu biliyoruz.
Babilliler
rakamların pozisyon sistemini bulmuşlardı, ama "0" rakamı için
herhangi bir sembol kullanmıyorlardı. Sadece sıfır yerine, rakamın ortasında
bir boşluk bırakıyorlardı. Tabii, bu da 11 ile 101 gibi rakamları
birbirinden ayırdetmede sorun yaratıyordu. Yüzlerce yıl sonra Babilli tüccarlar,
sıfır yerine birbirine paralel iki çizgiden oluşan bir sembol geliştirmişlerdi.
Bu sembol ilk kez, M.Ö. 300 yıllarında Büyük Iskender döneminde kullanılmıştı.
Çok yararlı
bir buluş olmasına rağmen, sıfır rakamı Antik Çağ'da diğer toplumlar
tarafından hemen kabul edilmedi. Eski Yunanlılar sıfıra eşdeğer saydıkları
"yokluk" kavramının çok iyi bilincindeydiler. Ancak, bunu bir
rakam biçiminde yorumlamak ihtiyacını duymuyorlardı.
Eski Yunan'ın
mistik-felsefi düşüncesinde her rakamın belli bir değeri vardı ve bu değerler
sistemi içinde boşluğu anlatan sıfır rakamına yer yoktu. Yunanlılar'a göre,
erkek bir rakam olan 1 mantığı, dişi bir rakam olan 2 genel düşünceyi,
3 rakamı genel uyumu ve 4 rakamı cezayı simgeliyordu. Sıfır gibi yeni bir
rakam, bütün bu mistik-felsefi sistemi altüst etme tehlikesi taşıyordu.
Sıfır
rakamı Çin'de 8. yüzyılda ortaya çıktı. Büyük olasıkla Hindistan'dan
gelmişti. Sıfırı tanıyan bir başka eski uygarlık da Mayalar'dı. Bu
rakamı kendi özel yazım biçimlerinde bir göz şeklinde çiziyorlardı.
Ancak, Mayalar'ın neden 0 rakamıyla ilgilendikleri bugün hala bir
bilmece... Çünkü, Maya hesap sistemi, sıfırın kullanılmasını
gerektirmeyen bir sistemdi. Maya hesap sisteminde birli haneleri, 10'lu
haneler yerine 20'li haneler, onları da 100'lü haneler takip ediyordu.
Sıfır
rakamının bugünkü anlamda kullanımına ilk kez Hindistan'ta tanık
olunur. Hint yarımadası'nda bu rakamın yer aldığı bilimsel metinlere ve
hesaplamalara ilk kez M.S 630 yılında rastlanıyor. Ancak, bu sistemin yaratıcısı
ve kuadrik eşitlikler üzerinde çalışan Hintli matematikçi Brahmagupta
(598-670), rakamları sıfıra bölme işlemini bir türlü çözümleyememişti.
Ondan tam 1000 yıl sonra bir başka Hinti matematikçi Bhaskara (aslında
Diophantine eşitliğine getirdiği ikincil yorumuyla ünlenmişti.), bir
rakamın "0" a bölümünün sonsuz olduğunu söyledi. Bunun tek
istisnası, kesin bir sonuç olmayan sıfırın sıfıra bölünmesiydi. Ve
Bhaskara (1114-1185) "sonsuz" u şöyle tanımlıyordu:
"Hiçbir
değişiklik göstermeyen bir miktar... Bu miktara ne ekler ya da çıkarırsanız,
hiç bir değişiklik ortaya çıkmaz... Yani Tanrı'nın sonsuzluğu
gibi..."
Avrupalılar
ise, o tarihlerde bu tip keşiflerden çok ama çok uzaktılar. Avrupa,
ekonomik ihtiyaçlarla birlikte sıfır rakamını dışarıdan ithal etme
zorunda kaldı. Hintliler'den Araplar'a geçen sıfır rakamını ithal eden
Avrupa, o tarihlerde rakamın biçimi konusunda da bir tutarlılığa sahip değildi...
Bazı
Avrupalı matematikçiler Arapların kullandığı noktayı tercih ederken, diğerleri
daire biçimini yeğliyordu. Sıfır rakamını ilk Avrupa'ya getiren kişinin
İtalyan Matematikçi Leonardo Pisana olduğu ileri sürülüyor. Tüccar
babası Bonnaccio ile birlikte uzun yıllar Doğu toplumlarını gezen Pisano,
1202 tarihinde yayınladığı "Liber abaci" isimli kitabında sıfır
kullanarak yazılı hesap yapmanın tekniklerini anlatıyordu. Pisano, Arapça
"sıfır" kelimesine benzer yeni bir sözcük aramış ve bir rüzgar
adı olan" zephrum"u önermişti.
1202
tarihinden sonra Hint-Arap rakamlarının Avrupa'da hızla yükseldiği gözleniyor.
Ancak, iki yüzyıl daha Arap rakamlarıyla Romen rakamları birlikte varlıklarını
sürdürdüler. Romen rakamlarının savunucularına "abaküscüler"
deniyordu. Bu grup, matematiksel işlemleri ısrarla abaküslerde yapmayı sürdüler.
Arap rakamlarını savunanlara ise "cebirciler" adı veriliyordu. Bu
kelime de bu alanda sayısız eserler veren ve ileride CircumSpice'ta yerini
alacak Arap matematikçi Muhammed El Harezmi'den geliyordu. İki taraf tam iki
asır boyunca her türlü silahı deneyerek birbirleriyle yarıştı. 13. yüzyılda
şair Alessandro di Villedieu, Hint-Arap rakamlarını savundu ve
"Carmen'in Algoritması" adlı şiirinde sıfır rakamını gözden
geçirdi. Nitekim, bilimsel bir kavgada, şairlerin tüccarların yanında yer
almaya başlamasıyla birlikte zafer kısa bir zaman sonra Hint-Arap rakamlarının
oldu.
Antik çağların
tüccarları, hesap yaparken, gerçek anlamda bir piyano virtüözü gibi
hareket ediyorlardı. Parmakları "abaküs" adı verilen aletin küçük
halkaları üzerinde hızlı bir biçimde gidip geliyordu. Böylece rakamları
tanımaya gerek duymaksızın toplama ve çarpma işlemlerini yapmak mümkün
oluyordu. Daha sonra abaküs ile yapılan işlemleri bir kağıda dökme
ihtiyacı ortaya çıkınca "dizaynlı abaküs" denilen karmaşık
bir sisteme geçildi. Ortaya satranç tahtasını andıran anımsatan bir görüntü
bir görüntü çıkıyordu. Bu sistem, bugün bile bazı ülkelerin
geleneklerinde varlığını sürdürüyor. Örneğin Ingiltere'de Hazine
Bakanlığı, bu işlemlerin yapıldığı satranç tahtasını anımsatan
kumaş parçasından hareketle "Satranç Tahtası Bakanlığı"
olarak adlandırılıyor.
Sıfır, bir
bölüm tarihçi ve bilim adamına göre, insanlık için çok büyük bir keşif...
Sıfır olmasaydı, bugünkü çağdaş matematik sistemine asla ulaşılmayacaktı.
Bir başka grup tarihçi ve bilimadamına göre ise "hiç de öyle değil"
. Bu grupta yer alanlar, binlerce yıl insanlığın onun yokluğunu
hissetmediğini söylüyorlar. Gerçekten de, geometrinin , aritmetiğin ve
astronominin temelleri sıfırın kullanımından çok önceleri atılmıştı.
Nitekim, sıfıra
olan ihtiyaç, bugün de kullanılan yatay pozisyon sistemiyle birlikte ortaya
atılmıştı. Bu sistemde, en sağdaki birinci rakam birler hanesini temsil
ederken, sonrakiler 10'lu haneler olarak devam ediyor.
İşte bu
noktada , boş kalan kısmı belirtmek için sıfıra olan ihtiyaç ortaya çıktı.
Batı geleneğinde sıfırın kullanımı Doğu toplumlarına oranla çok daha
geç yıllara rastlamaktaydı. Bunun en büyük nedeni de, Eski Yunanlıların
aritmetik yerine geometri ile ilgilenmesiydi. Çizgilerin ve pergelin egemen
olduğu bir alanda sıfıra olan ihtiyacın pek kendini hissettirmemesi doğaldı.
Öte yandan Eski Yunan'da aritmetik işlemleri oldukça ilkel ama pratik bir yöntemle
gerçekleştiriliyordu. Yunanlılar "calcoli" ( hesap) adını
verdikleri küçük çakıl taşlarınyla toplama ve çıkarma yapıyorladı.
Bu şekilde bir nevi aritmetik işlemleri kolaylık arz ediyordu.
SIFIR'I
"0" YAPANLAR
Bazı tarihçilere
göre, sıfır rakamının biçimi, eski Yunanca "yokluk" anlamına
gelen "ouden" kelimesinin ilk harfi olan "omicron"
harfinden geliyor. Ancak, bu iddia pek geçerli değil. Çünkü, Antik
Yunan'daki sıfır sembollerine baktığımız zaman bunların
"omicron" harfinden çok farklı olarak, desenlerle süslenmiş, çember
biçimindeki şekiller olduğunu görüyoruz. Sıfır rakamının bugünkü şeklinin
büyük ölçüde Hintli matematikçilerin "bir rakamın yokluğu"nu
göstermek için kullandıkları nokta işaretinden geldiği tahmin ediliyor.
Sıfır
rakamı farklı kültürlerde tarih boyunca çok farklı isimlerle anılmıştı.
Bugünkü bir çok Latin dilinin kökeninin oluşturan Sanskrit dilinde sıfırın
"gagana" (uzay), "sunya" (boşluk) ve "bindu"
(nokta) sözcükleriyle adlandırıldığını görüyoruz. Antik Çağda Çinliler
sıfır rakamını "ling" kelimesiyle çağırıyorlardı."Ling"
yağmur yağdıktan sonra herhangi bir nesnenin üzerinde kalan küçük su
parçasına verilen isimdi.
Bugün, bütün
Batı dünyasında sıfırı anlatmak için kullanılan "zero"
kelimesi Arapça "sıfır" kelimesinden geliyor. Bu kelime Batı
dillerinin kökenini oluşturan Latince'ye önce bir rüzgar adı olan
"zephyrum", daha sonra "zefiro" ve son olarak
"zero" adıyla yerleşti. 13. yüzyılda "zero" nun yanısıra
bir başka kelime daha üretilmişti: "Cifra". Bugün cifra kelimesi
terkedilmiş durumda. Fakat, birçok Latin dilinde "cifra" değersiz
adam" ifadesinin karşılığı olarak hala kullanılıyor.