"...İfade
ettiğiniz gibi olağanüstlükler o kadar önemli değil… Görene sıradan
denilebilecek bir canlı, bitki mucizedir... Bedenimizin çalışma sistemi baştanbaşa
mucize… Kusursuz bir düzen,
ihtişam. Değerli bir hocamın ifadesi ile, havada uçmak o kadar önemli
olsa idi, kuşlar ayrıcalıklı olurdu... Suda yürümek kişiye bir şey
getirmez... Balıklar da yüzüyor… Asıl mucize ahlaki özelliklerin yaşanması...
Karşılıksız paylaşabilmek, ihtiyacı olana verebilmek, duygularına hakim
olabilmek… Bunlar insana mahsus HALler. Bilinç yolculuğunun nihai hedefi
TEKe varmak, bireysellikten arınmak... Ama bilincimiz bunun ne kadar farkında...
Yol uzun, yol tehlikeli engellere dolu… Bin bir perde ile örtülü…
Hepsinden kurtulup hedefe varan ne kadar...? Hedefe varılamasa bile o yolda
olmak, o yolun yolcuları ile paylaşmak inanın harika bir hal.
İkilik
ve onun getirdiği mantık... Bu haller nasıl yansır, neler getirir, neler götürür…?
Bazılarına göre felsefi bir düşünce olsa da, anladığım kadarı ile bu düşünceler
zaman içinde HALe yansır, hayatımızı etkiler, o gözle bakarız, yaşarız...
Bu alemden bir başkasına göçeriz, ama görüş, hissediş yine devam eder,
örneği rüyalarımız, bilgilerimiz kadar tepkiler vermedeyiz hayal denilen
yaşamada dahi…
TEKlik
bilincine eren için her şey güzeldir... Her şey aynı değerdedir... Nasıl
olmasın ki, hepsi kendinden… Ayrım yapmaz, fark gözetmez, her biri ayrı
güzeldir, yerli yerincedir… Zerre dahi anlamsız değildir, bir oluşumu sağlar,
görevden göreve koşar. Hepsi kendinden, hepsini ayrımsız sever... İyi kötü
yok, hepsi güzel, hoş… Ama birinden bütün ihtişamı ile yüz gösterir,
bir diğer mahalde kendini örter... Bir yüzden gülümser, bir yüzden
celalini gösterir... Bunlar güzel, diğerleri çirkin... Kime GÖRE...??
Kısıtlı
zannımca "benim" dediklerim, "benim" sandıklarım!!...
Sahiplenirim tüm benliğimle, onlara zarar gelince başlar feryatlar.... Başkalarını
aldatırım, benimkileri korumak için!... Gerekince haksızlık yaparım,
hakları korumak için, benim olanların lehine… Onları hoş görürüm, diğerleri
yabancı!!...
Birinde
sınırsız sevgi, hoşgörü giderek artmada... Diğerinde bireysellik, kin,
düşmanlık, adaletsizlik ve diğerleri… Daha önce değinmiştik, VARLIK/
YOKLUK… VARLIK asıl, YOKLUK gölge... Güzellikler daha iyi anlaşılsın,
fark edilsin diye gölgeler yaratılmış... Aynada gölge yansır, ayna
kapasitesi kadar yansıtır… Asıl olan gölge değil...
SEVGİ
asıl… Onun... Ondan... Düşmanlık gölge…
Sevginin yeterince zuhur etmediği, edemediği mahallerden doğar,
sarar benliğini... İkiliğe düşenlerin belasıdır... Kin duyar diğerine,
düşmanlık olarak geri döner... Kini katlanır, şiddete döner, kasıp
kavurur kendini ve diğerlerini…
DOĞRULUK
asıl... Yalan gölge... Olduğu gibi davranmak, yerli yerince davranmak, her
şeyin hakkını vermek... Önyargısız olmak...
İkiliğe
düşen, bireyselliğe, menfaatlere yönelir ve bunları korumak için
aldatmaya başlar... Kimi...??? Aldattığı yine kendi ama farkında değil...
Benliği giderek güçlenir… Kazandıkları ile mutlu olarak (!!) göçer diğer
aleme... alemlere.
Elimizde
kalanlar ne...? Hayaller biter,
mal mülk, tüm sahip olunanlar birer hayal olur... Bilincinde olanlarla baş
başa... Sevmek, doğruluk, hoşgörü, cesaret ve nice asıl olanların dışında...
Gölgelere talip olanların bilincinde de kin, düşmanlık, nefret, aldatma,
ikiyüzlülük ve diğerleri...
Hangi
bilinçte neler hakimse olaylara bakış o yönde, başına gelecekler de aynı
yönde... Biri sınırsız sevgi ile giderek derinleşen çoşku, zevk yaşarken,
TEKi göremeyen sınırsız yanmalarla çile doldurmaya devam eder... Sonra
bela nereden geliyor, bilemez… Hep düşman arar, dışarıda...
“DERDİNE
DERMAN ARAR... ARAR AMA... DERMAN KENDİNDE...” Dertlerimiz neler...?
Derman nasıl kendimizde...?"
Selam
Olsun...,
Ancak
hisseden böyle yazabilir… Güzelliğe inanların çoğalması dileğiyle...
“DERDİNE
DERMAN ARAR... ARAR AMA... DERMAN KENDİNDE...”
Herşey
gibi “dert” de bir işarettir, hem de ruhsal gelişimimiz adına çok
etkin bir işaret… Dert
bellediklerimiz, bize bir şeyleri daha halledemediğimizi gösteren içsel
sinyallerdir aslında…
Dert,
huzur halinden uzaklaşmaktır, ama mesajı iyi “okunursa”, dönüş
yolunu da gösterir kişiye.
Evren,
sonsuz devinimin bütünsel bir denge içinde varolduğu muhteşem bir
sistem… Sade bir ifadeyle pozitif ve negatif değerlerin eşleşmesiyle oluşan
bir denge söz konusu… Bu nedenle herşey zıddı ile mevcut. Yanyana yetişen
iki bitki bilirim, biri bir çeşit ısırgan otu, dokunduğunda cildi fena
yakıyor. Ama cilde diğer bitkinin yapraklarını sürersen, iyileştiriyor.
Deriz ya, her zehirin panzehiri vardır, diye.
Her
zerrede yönelim dengeye doğru… Ama bütündeki denge kalıcı iken, zerre
bazında sürekli kurulan ve bozulan dengelerle, değişken bir devinim sürmekte.
Her birim zıddını arıyor dengelenmek adına. Ama denge hali TEKlik hali ve
ikilik bilinci içinde o noktada kalabilmek mümkün değil… Bu nedenle
ikili değerleri sürdüğü sürece, birimler bu noktaya ancak teğet olup geçiyor
ve çekim gücüne eşdeğer bir itiş gücü ile yeniden birbirinden uzaklaşıyorlar.
Bulunan
noktanın göreceliği içinde, girilen haller de salınım içinde… Sanki
“ruhsal bir doğum” süreci - kasılmalar ve gevşemeler birbirini takip
ediyor sürekli… Sınırlı bilinç seviyesinde belli bir olaya odaklanıyor
kişi ve çözüm arıyor. Evet, her soruna bir çözüm, her derde bir derman
var, ama her çözüm yeni sorunları, her derman da yeni dertleri sürüklüyor
peşinde.
Eğer
bu seviyede değerlendirirse kişi, içinden çıkılmaz bir döngü söz
konusu. Ama eğer tüm bu dert-derman zinciri içinde, kişi ikilik bilinci içinde
kalıcı bir halin mümkün olmadığını idrak ederse, asıl DERMANa ulaşır.
Ancak bu şekilde DERT katalizörü gerçek anlamda ruhsal açılıma hizmet
edebilir… Kalıcı DERMAN ise, kişiye bulunduğu noktada ne olursa olsun,
olanın BÜTÜNün hayrına olduğu ve BÜTÜNde
herşeyin mükemmel olduğu bilinci ile gelen huzur halidir.
Kalıcı
olana doğru…
Hep
sevgiyle…
