"...
Yaşadıklarımız bizi sürekli geliştirmede, bir şeylerden arındırmada...
Her bir bilinç altın kıymetinde… Altın eriyerek arınır... Olaylar içinde
bilicimiz yanarak arınmada... Her yanışta bir kademe ilerleriz, ama neyin
ne olduğu farkındalığı ile... Ne nereden, niye geliyor farkında olmamak,
ÖZden ayrı düşmüş halimize yeni bir perde daha ekler.
Şu
an emanet, dün yoktu, şimdi var… Bir süre sonra alınacak, bu kaçınılmaz…
Bu bakışla bir çok dert bela halledilmiş olacak, ki “derdime derman”
yine benim bilincimde... Bilinçteki programı yeniden düzenlemek gerek…
İşin bir başka ilginç yanı şu: Kafamızda hazırladığımız programa
ters olaylar gelişince başlıyor yanmalar, feryatlar, isyanlar... İsyan
inkarı, karamsarlığı getirmede… Dahası gerginlik, ruhi bozukluklar,
hatta intiharlara kadar varan bunalımlar… Olay çözüldü mü..?
Derdimiz bittimi...? Hayır daha da katlanarak bize döndü...
Kütüphanede
bulduğum küçük kitapçığı (MARTI/ Richard Bach) bir solukta okudum…
Olay sürüden ayrılan bir martının başından geçenler... Kitaptan alıntı
bazı cümleleri daha farklı yönleri ile açmak, geliştirmek dileği
ile.”
Selam
Sözlerin
özde arınmaya hizmet etmesi dileğiyle…
MARTI’yı
okumuştum, haklısın, çarpıcı mesajlarıyla unutulmaz bir öykü… Ustanın
sayısız kitaplarından özellikle “BİR”i ve “MAVİ TÜY”ü de öneririm,
eğer okumamışsan.
Ve
“MARTI”dan seçtiklerin…
"Cennet diye bir yer yok mu?
...öyle bir
yer yok. Cennet ne bir zamandır, ne de bir mekan. Cennet yetkinliğin ta
kendisidir. Yetkin hıza ulaştığında, cennete ulaşmış sayılırsın. Ve
bu ne saatte bir mildir, ne de ışık hızı.
Çünkü herhangi bir sayı sınırdır daima, oysa yetkinlik sınır
tanımaz. Cennet bir zaman ya da mekan değildir... Anlamsızdır zaman
ve mekan... Herhangi bir yere düşünce hızı ile uçabilmek için, oraya şimdiden
vardığına inandırmalısın kendini. "
Evet, cennet, varolan herşeyle uyumlanma hali…
Belli bir hız eşiği aşıldığında, yani belli bir titreşim seviyesine
ulaşıldığında bilinçte bir tür rezonans oluşuyor. Varlık, varoluşun
özündeki ortak alana dahil oluyor, ki bu MUTLAK SEVGİ hali… Ruhsal
yolculukta hep dile getirildiği gibi, kişi hedefe giden yolu kurgulamak
yerine, hedefe odaklanmalı, “orada” olduğunu imgelemelidir sadece…
Süreç
zaman ve mekan içinde yaşanır, ama oluş hali ANlıktır, ANdadır…
Cennet
ANdadır…
"Üzerinde izlenebilecek bir uçuş rotasıyla sınırlı görmemesiydi.
Sır, gerçek özünün henüz söylenmemiş bir sayı mükemmeliyetiyle,
zaman ve mekanın her yerinde aynı anda yaşadığını bilmekti. Eğer
dostluğumuz zaman ve mekan gibi şeylere bağlıysa,sonunda zaman ve mekanı
yendiğimizde,kendi dostluğumuzu da yıkmış oluruz. ama mekanı yendiğimizde,geriye
yalnızca burası kalır. Zamanı yendiğimizde,bize kalan yalnızca ŞİMDİdir.
BURAyı
ve ŞİMDİyi paylaşacağımıza göre nasıl düşünmezsin sık sık
birlikte olacağımızı. "
Dostluğun
muhteşem bir tanımı… “Dostum şimdi ve burada olmalı” diye düşünürüz.
Ama en büyük yanılgımız “şimdi ve burada” halini zamansal ve
mekansal olarak değerlendirmemiz. Ne büyük çelişki! Zaman ve mekana bağlanan
bir hal sürekli/ kalıcı/ mutlak olabilir mi?! Bu anlayışla hiç kimsenin
“dost” bulamamasına şaşmamalı! Dostluk en başta bir gönül bağıdır,
beş duyunun ötesinde hissedilen bir beraberlik…
“Dostum,
hissettiğim anda ve hissettiğim yerde benimle” diyebilmek… Ne büyük coşku…
Böyle sert çıkışlarla başlarsan başaramazsın asla... YUMUŞAK OLMAK
ZORUNDASIN... Kararlı fakat yumuşak, unutma..!
Çoğumuz için “tutarlılık” varoluş dinamiğine aykırı bir “ben değişmem!”
çabasıdır… Prensip denen kalıplar
oluşur, kişiyi her boyutta sımsıkı bağlayan… Şüphesiz ki, sınırlar
çizen, sınırlılığa mahkumdur! Aslında BENi beslemek adına kişinin
kendini güvende hissedebileceği bir sığınma halidir bu… Ve bu sığınağını
korumak güdüsüyle sınırları dışındaki herşeyi reddetmek, gerektiğinde
“dışarıdakiler”le çatışmak durumundadır. Katı, keskin ve köşelidir…
Oysa evren sivrilikleri sevmez - yaşamın güçleri eninde sonunda törpüler
tümünü…
Böylesi
bir kişilik savında olan için “uyum” taviz demektir!
Eğer
adına prensip diyeceksek, tek prensip BÜTÜNle uyumlanmak olmalı – tek değişmeyen
ise herşeyi sevmek…
Bu cümleler bana şu dizeleri hatırlattı:
insanoğlu
doğduğunda yumuşak ve uyumludur,
öldüğünde ise katı ve sert…
bitkiler ve
hayvanlar yaşarken, yaşam suyuyla esnek,
öldüklerinde ise kuru ve kırılgan…
bu yüzden
katı ve sert olan ölümün yandaşıdır,
yumuşak ve uyumlu olan ise, yaşamın…
bu yüzdendir
ki uyumlanmayan bir ordu kazanamaz hiç bir savaşı,
ve en sert ağaç en hazır olandır biçilmeye alaşağı…
demek
ki, sert ve güçlü olan adaydır düşmeye,
yumuşak ve zayıf olan ise yükselmeye…
Bunlar
“Tao Te Ching”den… “Tao Te Ching” 2500 yıl öncesinden bir bilgelik
kitabı… Lao Tsu’nun yalın ama çok boyutlu uslubuyla çağrısı ve
mesajı eskimeyen bir eser. Yıllar önce İngilizce metinlerden bazı
pasajların çevirisini yapmıştım. Çok
sevdiğim iki bölümü yazıyorum, yeni açılımlar adına…
ELLİ
SEKİZ
Bir
ülke anlayışla yönetildiğinde,
İnsanları yalındır.
Ülke şiddetle yönetildiğinde ise
İnsanları kurnazdır.
Mutluluğun
kökü derdin içine gömülüdür.
Dert, mutluluğun arkasında pusuda bekler.
Geleceğin ne taşıdığını kim bilebilir ki?
Dürüstlük yoktur,
Dürüstlük sahtekarlaşır.
İyilik büyü şekline döner,
Ve insanın büyülenişi
Çok uzun zaman sürer.
Bu
nedenle bilge, keskindir ama kesmez,
İncelmiştir ama delmez;
Direkt ama kontrolsüz değil,
Parlak ama körletircesine değil...
ALTMIŞ
DÖRT
Barışı
korumak zor değildir;
Dert en kolay başlamadan engellenir.
Esnemeyen kolayca parçalanır,
Küçük olan hemen ufalanır, dağılır.
Olaylara
önceden çare gerekir,
Düzeni, karmaşa gelmeden önce getir.
Bir
insanın sevgisi kadar yüce bir ağaç,
Önce küçük bir filizdir ya;
Dokuz kat yüksek bir taraça,
Bir avuç topraktır başta;
Ve bin millik bir yolculuk,
Başlar, tek bir adımla...
Çabalayan
kendi amacına yenilir.
Yakalamaya çalışan ise, yitirir.
Bilge kişi çabalamaz ve bu yüzden yenilmez.
Hiçbir şeyi yakalamaya çalışmaz,
Ve hiçbir şeyi yitirmez.
İnsan
genelde kaybeder kazanmak üzereyken,
Öyleyse, başlangıç kadar sona da özenirsen,
Başarısızlığı yok edebilirsin, temelden.
Bilge
arzulardan özgür olmayı diler.
Ne değerli şeyleri biriktirmeyi ister,
Ne de fikirlerin tutsaklığını seçer.
İnsanları kaybettiklerine geri götürür,
Onbinlerce şeyi doğasına döndürür,
Ama bir şey yapmak gerektiğinde, durur.
Hep
sevgiyle…
