Yazı Sayısı: 912
Sayfa Sayısı: 92 İzlediğiniz Sayfa: 1 |
|
İsim:
Güneş
Tarih: 6/28/2008
( 06:39 )
|
IP
Kayıtlı |
|
Usta, sizi evine davet eden değil,kendi evinize yönlendirendir."
OSHO veya başkası, herkesin yolu ve yöntemi kendine özgüdür sonuçta. Okuduğumuz, dinlediğimiz, paylaştığımız ve deneyimlediğimiz her şey kendimize yolculukta bize yardımcı olmalı sadece.
An gelir, sımsıcak yuvamızda olduğumuzu farkederiz, tıpatıp sığdığımız, sığındığımız ve gülümsediğimiz...
|
| Turkiye |
URL adresi verilmemiş |
|
|
İsim:
htc
Tarih: 6/27/2008
( 22:41 )
|
IP
Kayıtlı |
|
osho nun bir kitabını okuyorum üçte biri bitti ve sonuç olarak sadece aklım karştı ve bir insanın inançlarından bir anda vazgeçebilmesi hele ki uzun yıllar hayatının her anında izi olan inançlarından vaz geçmesi ve de eğer bu inanca çok da bağlıysa mümkün değil... düşünce tarzını çok beğendiğim osho, özellikle evrenxel olması önemimi kazandı ama bir ya da birkaç kitabını ya da kitaplarının hepsini okuyarak da olsa yıllarca matıksal duygusal... inandığım inançlarımdan vazgeçmek zor. bundan ötürü hem osho'ya hem de sahip olduğum inançlara eğilim göstermek bi nevi osho tarzına yatkınlık sayılmaz mı? osho kitaplarını okuyan diğer kişilerin görüşlerini çok merak ediyorum ...
|
| Turkiye |
URL adresi verilmemiş |
|
|
İsim:
Gül LALE
Tarih: 6/27/2008
( 14:07 )
|
IP
Kayıtlı |
|
Dün bir yılan öldürdük, ANKARADA... Evimizin bahçesinde, Ağaca sarılarak kayboldu önce, İndi aşağı toprakta kayarak... Amacını bilmemenin korkusu, Can korkusu yani, Öldürdük... Canım acıyor şimdi... Öldürdüğüm neydi? ...........
|
| Turkiye |
URL adresi verilmemiş |
|
|
İsim:
Necmi Dayan
Tarih: 6/25/2008
( 02:13 )
|
IP
Kayıtlı |
|
Düş değil
anlat bize içindekileri duyarsız değiliz anlarız belki bak şurda papatya tarlası var çat yüreğindeki korkuları
gözlerimizin derinliğine konuş yalnızlığımızın adını koyalım bu memleket bizim kardeşim öcüler olmadan davamızda insan insan konuşalım
sorular kuşkular girmesin aramıza ne sen ne biz geçelim listelerde oynanan oyunları bozalım çocuklar gibi saf bir güneş karanfil kokulu bahçelerde elele tutuşalım
gel güvenmeyi öğrenelim ay ışıklarında gel kopartalım çürümüş kabloları ki küf bağlamış zindanlarda gel unutalım ayrılıkları
yeni baştan adını koyalım güvercinler gibi sımsıcacık sevdaların anla bu topraklar bu aşklar bizim bu çığlıklar gel korkmadan gel filizlensin içimizdeki barışlar
|
| Turkiye |
URL adresi verilmemiş |
|
|
İsim:
Necmi Dayan
Tarih: 6/24/2008
( 00:22 )
|
IP
Kayıtlı |
|
Kırıntılar
1 yorgun bıldırcınlar düşüyor sırılsıklam günbatımlarımıza katili biziz sevdaların 2 yalanlar sonsuzlukta geziniyor geleceği okunmuş avuçlarımıza uçları kırık yıldızlar ağlıyor 3 şimdi yaşayan ölüler adımıza konuşmalı diriler korkuluklara karga cesetleriyle sorgusuz sualsiz asılmalı 4 çocuklarımızın ismi konulmalı geceler kan tahlillerinde karanlık kokmamalı 5 yakamozlarla kelebeklerin aşklarına sıfır kilometrelerde sayfalar açılmalı ne ki saydam yüreklerle bulutlara dupduru yazılmalı aşk dediğin düşünce varlığına inanıyorsan eğer varlığında karşılıksız ışıl ışıl ışıldamalı
|
| Turkiye |
URL adresi verilmemiş |
|
|
İsim:
Necmi Dayan
Tarih: 6/18/2008
( 22:33 )
|
IP
Kayıtlı |
|
Esintiler
anladığım bir dilden konuş cahil kalmayayım hadi durma susma öyle süslü kelimelere gizlenme tanımını yap bana sevdaların biraz tebessüm et yüreğine gir insanların
dört bir yanım belki yer yüzüyüm senin için başlı başına dramatiğim yağmurlarda ıslanırken saçlarım kapılarda yaşamın damarlarında solucanlar gibi kıvranırken yalnızlığım belirle duygularımı kalabalıklarla kefelerinden uzaklaştırma bizleri sana özel aşklarınla yıpratma içimizdekileri
dört duvarlardan dilsizlerden korkma rengini belli et varlığının sayfalar sıkıntılar yazılar sarmasın seni korkular mesela düşün öcü olmadığımızı düşün okuma yazma bilmediğimizi aç yüreğini yüreğime topraktan zarar gelmez sakın çekinme
her şeyi bil ama bizlere küsme tarafsız olmanın onurunu karşılıksız aşkları gel yaşayalım birlikte
binbir çeşit ekmek olma buğdayların genetiğiyle oynama bil ki buğday buğdaydır dünyanın her bir köşesinde rengi hasat zamanı güneşler gibi sapsarıdır
bak sırtını kaşıyamıyor bir akrep hadi durma öyle yüreğin varsa yardım et...
|
| Turkiye |
URL adresi verilmemiş |
|
|
İsim:
Necmi Dayan
Tarih: 6/14/2008
( 00:57 )
|
IP
Kayıtlı |
|
Kyoto
Şimdi yerin kilometrelerce altında yaşayan canlı böcekler ne yapacaklar? Şimdi yuvalarındaki, her taşın altındaki tanıdık tanımadık, bazen korktuğumuz bazen sevdiğimiz rengarenk canlılar ne yapacaklar? Şimdi okyanusların en derin yerlerinde ki henüz keşfedilmemiş, ya da keşfe- dilmiş planktonlar, adı sanı bilindik bilinmedik balıklar, yavrularıyla balinalar, arsız köpek balıkları, kaplumbağalar samurlar, foklar, sardalyalar, orkinoslar, palamutlar, uskum- rular, karidesler, istakozlar, cicili bicili yılan balıkları ne yapacaklar? Şimdi buzullarda yaşayan milyonlarca pati pati penguenler çocuklarıyla ne yapacaklar? Şimdi ormanlar ormanların dostları aslanlar, kaplanlar, filler, çakallar,tilkiler maymunlar, karıncalar, karınca yiyenler, zürafalar, örümcek- ler, boa yılanları, akrepler, fareler,kuşlar vs… canlılar ne yapacaklar? Şimdi insanlar ne yapacaklar? Açlıkla, sefaletle, savaşlarla, ölümlerle, zenginlikleriyle, kültürleriyle, yıktıkları, yaktıkları bozdukları her şeyle şimdi biz insanlar ne yapacağız?
Umurumuzda olacak mı? İklimsel değişimler, kutupların 11 derece ısınması, dünyamızın 1 derece ısınması umurumuz- da olacak mı? Umurumuzda olacak mı yer yüzüne bıraktığı- mız gazlar, deterjanlar, plastik artıkları, attığımız bombalar- dan kalkan milyonlarca toz toprak duman umurumuzda ola- cak mı güneşin her gün biraz daha renk değiştirmesi, bulut- ların eski görüntülerinde olmadığı, yeşilliğin anlamını yitir- diği, çocuklarımızın mutsuz olduğu, sakat doğumların çoğaldığı, sularımızın, soluduğumuz havanın tadının tuzunun kalmadığı, bir yer yüzünde suratlarımızda sivilceler, iğrenç yaralarla yaşamak umurumuzda olacak mı?
Gelecek parlak görünmüyor anlaşılan. Bizlerden sonra ki nesillere karanlık, neşesiz utanılası bir yer yüzü bırakacağız gibime geliyor. Ve o çocuklar düşünsenize tarihlerimize suratlarımıza tükürecekler naletliyecekler bizleri.
Neden imzalanmaz? Neden bu kadar hırs, bu kadar yarınları görememezlik? Çıkarların döndüğü, çarklarına çomak sokul- duğu için mi imzalanmaz? Aklımızı ne zaman kullanacağız? Ne zaman kendimize geleceğiz? Silahlanmaları, nüklüer santralleri, kimyasalları, ormanları ve birbirimizi yakıp yıkmayı ne zaman bırakacağız? Zavallı yer yüzü acı çekiyor artık! Duymuyor musunuz? Bu denli kör müsünüz? Çocuklarınızın sağlığını torunlarınızın geleceğini nasıl göremezsiniz bu zehirlediğimiz yer yüzünde gelecekte nasıl ölmelerine izin verirsiniz?
Kapatın artık kontakları. Kimyasalları bırakın. Kokuları sıkmayın. Bitirin bu kini, bitirin toprak kavgalarını! Zara- rın neresinden dönerseniz o kadar kazançlı çıkarsınız. Görmüyor musunuz ağlıyor yer yüzü? Avuçlarını açmış karıncalar yalvarıyor siz yöneticilere… Hadi duyun biraz içinizdeki sesi. Bakın sevgi diyor biraz sevgi!
|
| Turkiye |
URL adresi verilmemiş |
|
|
İsim:
Necmi Dayan
Tarih: 6/11/2008
( 23:35 )
|
IP
Kayıtlı |
|
No problem
Boşluklarda yaşamak da bir başka güzel oluyor. Çıt yok. Üst komşumuzun çıkardığı gürültüleri bile özler olduk. Şikayetlerimizden bıkmış olacak ki; bize inadına dolaştığı beton zemine, kat kat halılar serdi. Adamcağızın özgürlüğüne mi engel olduk, ne yaptıksa, akşamları selamımızı alırken bile, sitemli sitemli, küstürdünüz beni der gibi, yüzümüze bakarak verdiğimiz selamı alıyor. Valla duyuncum sızladı!
Ne güzel duyuyor musunuz? Ses geçirmez duvarlarla yaşama- nın dayanılmaz albenisiyle yaşamak. İşte bu! Kurcalanma- mak, merak edilmemek, kızmamak, tepkisiz kalmak…
Şimdi daha iyi oldu. Salındık yemyeşil çayırlara, oyalanıp duruyoruz. Karışanımız yok, arayanımız yok, her gün ay- nı manzaraları pişirip pişirip önümüze koyuyorlar. Yemek- ten de bıkmadık. Eh bıkmadığımıza göre sevdik o zaman. Salçası yerinde, tuzu kıvamında, gel keyfim gel.
Sen de sevgili dostum uzaklaş. Kabuğuna iyicene sokul. Hatta yorganını başına kadar çek, çünkü, biliyorsun hava- ların sağı solu belli olmuyor, üşütürsün filan, kim baka- cak sana. Nasıl olsa işler iyi. Halimizden memnunuz. Dokunulmazları oynamak da güzel. Çelik çomak oynar gibi. Vur tahta parçasına nereye giderse gitsin. Hepimiz kazık çakacağız ya bu dünyaya, oh be keka, keyfimiz acayip yerinde. Bırakma dostum kendini bırakma. Bak bu sayfalarda sabahtan beri yalnızları yazıyoruz. Helal olsun sen de inatlaş bakalım, burnunla oynayıp dur. Sana neden söylüyorum bunları? Yazman için…Benim gibi becerik- siz birine ne diye bırakırsın ortalığı.
Kim demiş dağ dağa kavuşmaz diye. Kavuşur sevgili dostum. İnat etme yahu. Ben ne anlarım politika işlerinden ekono- miden, partilerin durumlarından. Biliyorsun melankolik bir insanım. Yahu ben şiir filan yazmalıyım, kelebekleri, keneleri, parklarda elele dolaşan sevgilileri, hatta yine üşütmüşüm, kelle paça çorbalarını, ağzım açık ayran delisi gibi gök yüzüne bakmayı, hanımla elele dolaşırken Ankara'daki değişiklikleri seyretmeliyim. Geçen hafta Yürüyüşe çıktığımızda bizim Hacettepe’nin oraları nasıl değişmiş, görmelisin! O daracık sokaklarda dolaşırken eski bir cami bile keşfettik. Bahçesinde eski bir mezarlık ve burada Osmanlı Torunları yatıyor yazısı vardı. Allah kabul ederse ruhlarına Fatiha bile okuduk. O eski evler restore ediliyor ve çok da güzel oluyor. Tarih dostum tarih canlanıyor. Şikayet edecek halimiz yok. Emeği geçen- lere teşekkürleri borç biliriz.
Değişen bir şey yok. Vur patlasın çal oynasın hep birlikte kanun nağmelerinde oynamaya devam ediyoruz. Kimse yoğurdum ekşi demiyor. Herkes ben haklıyım ben bilirim diyor. Zaten kimse biz çayırdakilere de sormuyor ne düşünüyorsunuz diye. Hoş sorsalar ne olacak ki? Alıştık artık ellerimizde kelebekleri yakalamak için filelerle pembe dünyalarda koşmaya. Sırtımıza, ocağımıza, ekmeği- mize, bindirilmiş ağırlıklarla yaşamaya öylesine alıştırdılar ki, dillerimiz okumasını yazmasını ve çığlık atmasını unutmuş! Sahi bizler kimiz? Yaşıyor muyuz? Ruhlarımız neredeler? Kimse çıldırmıyorsa o zaman gerçekten sorun var demektir. Var mı? Varsa şu yerlere dökülen dutlara yazık değil mi? Usunuza gelmiyor mu, bir naylon parçası serelim şu ağaçların altına, silkeleyelim kendimizi? Ayaklar altında ezilmeyelim. Yazık değil mi bizlere? Dutlar konuşuyor…
|
| Turkiye |
URL adresi verilmemiş |
|
|
İsim:
Necmi Dayan
Tarih: 6/8/2008
( 21:09 )
|
IP
Kayıtlı |
|
OKS
Hava sıcak. Okulun bahçesi analarla babalarla küçüklü, büyüklü çocuklarla dolu. Telaş’ın heyacanın tarifi yok. Müdür elinde megafon sınava girecek çocuklarımızın salon numaralarını, hangi katlarda gireceklerini filan kibar bir dille söylüyor. Görevliler gerçekten bir uğraşın içinde. Okulun büyük kapısından girerlerken her hallerinden belli olduğu anlaşılan üst aramaları laf olsun diye mi yapı- lıyor, yoksa ciddi mi orasını pek anlamış değilim ama bizim oğlan aranmadan geçiyor. Hoşuma da gidiyor. O üst araması yapan görevliye değil de onlara emir verenler her kimse, onlara attığı hadi be ordan bakışı… Peki güven- lik için alınan bu önlemler sınava girecek çocuklarımızın üzerinde ne gibi baskısı olabilir. O çocuklar evde ki anne baba abi abla hatta kardeş baskısı, gittikleri kurslarda at yarıştırmaları gibi yarıştırılmaları, strese sokulmaları her şeyi, eğlenceyi, sinemayı, mahalle maçını, televizyonu, bilgisayarı bile unutmaları, yetmiyormuş gibi bir de tam sınav günü büyük abilerinin yeterince üniversite kapı- larında aranmalarına benzer hallerine yanmadım desem yalan olur. Bari en azından bu çocuklara bu yaşlarında güvendiğimizi göstersek, onlara değer verdiğimizi anla- salar daha iyi olmaz mıydı?
Nerden bakarsak bakalım ortası kırık değneklerin içinde eğitim sistemi. Biz anne ve babalar yemeklerimizden giyeceklerimizden ne bileyim gereksinimlerimizden kesip de çocuklarımızı kurslara gönderdirdiğimizde, sanki bütün eğitim sistemi oradaki başarılarına bağlıymış gibi MEB’nın sadece ve bu bakanlığa bağlı okulların oralarda görev yapan eğitmenlerinde formaliteden başka bir şey olmadıklarının kanıtı mı? Eğer durum böyleyse ki böyle, o zaman devletin okullarına ne gerek var ki? Hepsini kapatalım. Sistem paralı zaten. Parası olan okusun olmayan derler ki ; memleketin ameleye, inşaatçıya, tamirciye vs.(kü- çümsemek değil yanlış anlaşılmasın) de ihtiyacı var. Kim altı yırtık ayakkabılarımızı onaracak, kim kırılan camlarımızı, oturduğumuz odaları, binaları dikecek ya da yapacak?
Evet bu okulların hepsini kapatalım. Şehirleri sarmaşıklar gibi saran dersahanelere gönderelim. Okumasını yazmasını oralardan öğrensinler. Diplomayı da onlar versin. Yalan değil nasıl olsa çocuklarımıza yatırdığımız milyar liraların karşılığını garantili bir şekilde veriyorlar. En güzeli de bazı dersahanelerde ayrım da yapmaları. Zeka seviyelerine göre sınıflara ayırıyorlar. İşin kötüsü hoşumuza da gidi- yor. Aaa benim evladım zekiymiş Allah Allah bizim ailede yoktu ama nasıl oldu da böyle zeki bir evlada sahip olduk duygusu göğsümüzü kabartıyor.
Kel başa şimşir tarak. Bir şey demişler ya o şey de nerem doğru ki demiş! Aynen öyle. Nasıl olsa otobüslerde, kaldırımlarda, iş yerlerinde, okullarda, kimliklerimizde bir sorun yok. Hiç kimse bu tür konuları aramıza içimize sokmadı. Hepimiz kardeş kardeş geçniyoruz ve hatta geçen hafta Etimesgut dönüşünde genç iki tane hanımımızın oh olsun sizlere, görün gününüzü işte. Biz kazandık. Sizler kaybettiniz demelerini şaşkın şaşkaloz kulaklarımızla hiç duymadık; en basitinden yani.
Eğitim dersanelerde paracıklarla birileri bayağı iyi bir şekilde nemalanmakta. Bu durumda ne diyeceğiz, YAŞASIN DERSANELER…
|
| Turkiye |
URL adresi verilmemiş |
|
|
İsim:
SERPİL
Tarih: 6/6/2008
( 13:26 )
|
IP
Kayıtlı |
|
Umuda yolculuk etmek, gidilecek yere varmaktan çok daha zevklidir.
|
| Turkiye |
URL adresi verilmemiş |
|
|