SİZDEN KÖŞESİ KAPANMIŞTIR.

TÜM KATKILARINIZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM.

siteye geri dönün


Yazı Sayısı: 994    Sayfa Sayısı: 50    İzlediğiniz Sayfa: 11

İsim: ilhamişenol      Tarih: 11/11/2007 ( 03:49 )

IP Kayıtlı


Götüreceğim ne var Allah’a,
Sevgimi mi?
İnsanlığa yaptığım katkımı mı?
Yoksa bunlardan da öte sadece kendimi düşündüğümü mü?
Her şeyden çok kendimi sevdiğimi mi?
Bütün isteklerimin gerçekleşmesi için ona yalvar yakar dua ettiğimi mi?
Yaşamımda ortaya çıkan olumsuzluklarda isyan ettiğimi mi?
Neyi taşıyacağım yaşamımın klasöründe,
Neyi sunacağım öte de,
Başkalarını kıskandığımı, onların önünü kesebilmek için iftira attığımı mı?
Daha fazla kazanmak için her ürettiğim işe, ürüne haram kattığımı mı?
Sonra pişkin oturup, Allah’ım dünyada yaşamak zorundaydım, o yüzden haramı yaşamımdan uzak tutamadım, ama sana da ibadetler yaptım bana öyle öğrettiler diye dilekçemi mi koyacağım dosyama,
Neyi götüreceğim insan olarak,
Alnımda ekran yok ki, neyi düşündüğümü göstersin,
İnanmadığım olaylarda, inanmış gibi yaparak, insanları aldattığımı mı?
Sadece kendimi önemseyip, başkalarını aşağıladığımı mı?
Başkalarını tabiri caizse dolduruşa getirip, uçurumun kıyısına atıp, kendimi sıyırdığımı mı?
Var olan eşitsizliklerden yararlanıp kendimi asil, önemli, değerli, elit sayıp, diğerlerininde insan olmalarını bilmeme karşın küçümsediğimi mi?
Ben ezilerek yetiştim, biliyorum, çağ değişti, ama fırsat benim elimde, sizde ezilerek yetişeceksiniz, diye düşündüğümü mü?
Kendimi tehlikelerden, risklerden kurtararak, diğerlerini zor durumlar içine attığımı mı?
Kendimi dev aynasında görüp, fırsat elime geçtiğinde diğerlerini ezdiğimi mi?
Başkalarının emeğini, fikrini, yaşantısını, alınterini, düşüncesini çalıp sömürdüğümü mü?
İnsanların zarar göreceğini bile bile, anlamadığım, bilmediğim bir işte ustaymış gibi davrandığımı mı?
Hep güçlüden tavır koyup, güçsüzü ezdiğimi mi?
Erdemden, eşitlikten, sevgiden, saygıdan, hoşgörüden, bilimden, akıldan, anlayıştan, sabırdan, neşeden, paylaşmadan yana olmam gerekirken, bunları elimin tersi ile ittiğimi mi?
Hiç kimsenin görmediği anda, hakkım olmayanı indirdiğimi mi?
Neyi götüreceğim, karbondan oluşan cesedimi bu dünyaya bıraktıktan sonra,
Bu dünyada kolay aldattığım, kandırdığım, yalana dayalı yaşamımın nefsimin her zerresini doyurduğunu mu?
Ya Allah’ı aldatabilecek miyim?
Klasörümün tertemiz sayfalardan oluşan dosyalardan olmasını istiyorum.
Bunun ise ne kadar ağır ve zor bir sorumluluk olduğunu biliyorum.
Asıl çabanın, aklın ve duyguların yaşamın maddi ve manevi bütün alanlarında haramdan korumaya harcanması gerektiğini biliyorum.
Klasörümdeki, geçmişteki bilinçli ve bilinçsiz kirlenmiş sayfalarını yırtıp atmak olası olmadığına göre, en azından bundan sonraki sayfalar için savaşım vermeliyim.
Kendime başarılar diliyorum.

Dr. İlhami Şenol.

Turkiye

İsim: ilhamişenol      Tarih: 11/9/2007 ( 10:52 )

IP Kayıtlı


Yüreğim fırlardı yerinden,
Bu ne telaş derdin oğlum,
Babamı bulurdum be ihtiyar arkadaş,
Ben telaş etmeyim de ne edeyim,
Öyle hoşuma gider diki, o sıcak, tok seslenişin,
Sık görüşürdük,
Kandırırdım hanımı,
Yutmazdı ya aslında,
Sakin ve ağır adamdın,
Taklit edilemez,
Memleketi kurtarırdık,
Bazen sen demokrat olurdun,
Bazen ben tutucu,
Dönemine laf ettirmez, suçu taze siyasetçilere atardın,
Bende seni ikna etmeye çalışır,
Başaramazdım,
Bir gün sen küser giderdin
Bir gün ben hırsımdan ağlayarak,
Ben orta yaşı devirmiş avare,
Sen hala maşallah dedirten asırlık çınar,
Arkadaşım diyeceksin derdin, ne amca, ne ağabey,
Elini de öptürmezdin,
Eller kuvvetlice sıkılacak, sarılacağız hiç ayrılmacasına ve omuzlarımızı, sırtımızı kavrayacak ellerimiz,
Her küsüşümden sonra, ürkek, başım önde köşeden kolaçan ederdim,
Sen buraya gel kerata der, gülerdi kahvedekiler,
Her kavgamızın sonunda
Dallarından kuşlarını kovan bir ağaç gibi,
Ne hanıma ses verirdim.
Ne de çocuklara,
Geceyi uykusuz tamamlar, mazeretlerin birini binine bağlamaya çalışırdım, nafile,
Köşede hepsini unutur,
Hadi tavla oynayalım derdim,
Arada zarları kaçırır,
Bazen ne oynayacağını unuturdun,
Üzülürdüm,
Babamda da böyle olmuştu,
Doktora gitmez, sen bana bir ilaç ver derdin.
Çoğu zaman, bilerek yenilirdim,
Babama da,
Oda anneme bağırır
Bu senin oğlan daha çok ekmek yiyecek derdi,
Aslında erken gitmedin,
Ben en değerli arkadaşımı yitirdim,
Şimdi o hasır iskemlede ben oturuyorum, bana
Mahsustan yenilecek bir arkadaş bekliyorum.
Dr. İlhami Şenol.


Turkiye

İsim: ilhamişenol      Tarih: 11/8/2007 ( 02:57 )

IP Kayıtlı


Ekmeğe zam.
Yaşama zam.
Halk ekmek kuyruklarında insanlar.
Yanlarından geçenler soruyorlar. Bu ne kuyruğu böyle.
Ekmek kuyruğu.
Son yıllarda, ülke sorunların içine öyle itildi ki.
Ekmek zammı ve kavgası ötelenir, dile getirilmez oldu.
Ekmek fiyatını bilmeyen var mı? Sorgulamışlar mıdır kendilerini, acaba.
Veya ekmek zammından etkilenmeyen var mı?
Onlar ekmeğe zam yapıyorlarmış, birileri de buna isyan ediyormuş.
Bunlarda her şeye isyan ediyor diyeniniz.
Bulamıyorlarsa pasta yesinler diye de aşağılayanınız var mı?
Bu ülkede hiç ekmeğe zam konusunda kitleler sokağa döküldüler mi?
Ben anımsamıyorum.
Gelir dağılımındaki eşitsizliğin artık Guinness ‘e geçeceği ülkemizde ekmek zammı neden kitleler tarafından gereği gibi algılanmıyor.
Yoksa sadece ekmeğe ve makarnaya dayalı beslenmenin algılama standardını düşürdüğünden mi? İnsana dair tüm standartlar düşer. Hastalıklara daha kolay yakalanırsınız. Boyunuz kısa kalır, dişleriniz saçınız dökülür. Güçten kuvvetten kesilirsiniz. Psikolojik sorunlarınız artar. Cinsel yaşama bile yansır bu. Sorgulamazsınız, sağlıklı düşünemezsiniz.
Yoksa bütün bunlara rağmen, algılanıyor da, bunu tepkiye dökeceklerinde karşılaşacakları muameleden mi korkuyorlar.
Ekmek zammının ve kavgasının dışında daha da önemli sorunlarımı var.
Ekmek ve makarna ile beslenen bir ülke.
Hatta aklınızı başına alın, bunu bile bulamayabilirsiniz diye tehdit edilen bir ülke.
Sofralardan çalınan ekmek, lüks ve sömüren yaşantılara renklilik katacak.
Yoksulluğu kader diye kabul eden anlayış, ekmek yardımlarıyla sorunun sokağa dökülmesini önleyecek.
Ama ben sadaka kabul etmiyorum diyen onurlu ve insan olmanın gururunu taşıyan yurttaşlarımız ne yapacak. Yurttaş yerine sadakadaş, alda sus kardaş, daha ne istiyorsun yoksuldaş mı yaratılmak isteniyor. Yurttaş yaratacaksınız ki, yurtsever olsun. Yurttaş yaratabilmekse, toplumun tüm yarattıklarının en azından sağlıklı paylaşımından geçtiğini bilmek gerekir.
Artık toplum öyle sorunlara boğuldu ki ekmek zammı bile en dip sorunlara katıldı.
Ülkenin sorunlarını çözmek için yetiştirdiğimiz aydınlar, bürokratlar bu sorunlardan palazlandılar. Babadan oğla devreden saltanatlar yarattılar.
Aç insanların gurultularını duymamak için halkın arasından kendi ayrıcalıklı dünyalarına kaçtılar.
Anlayamadığım köşe yazarları, gazeteciler, yazarlar. Anladığım onların ekmek kavgasında yeri yok. Tuzu kuru. Ruhları da mı kuru.
Kim yoksul olmanın bir kader olmadığını, aslında bu sömürünün yine insanlar tarafından yaratıldığını gidermenin de yine insanlara düştüğünü söyleyecek kim.
Ekmek zammı.
Yaşama zamdır. Yaşamı gelir dağılımında alt sıralarda yer alan insanların üzerinde kambura dönüştürmektir.
Ben kamburlaşmış insanların doldurduğu sokaklar caddeler istemiyorum.
Ben dik insanların olduğu, standartları yüksek bir Anadolu istiyorum.
Ulusal kaynakları saltanatlara tüketenlerin ekmek zammında payı olduklarını, bunların önüne geçilmediği sürece zamların bitmeyeceğini biliyorum.
Ekmek zammında payı olmayanların helal yaşadıklarını ve yastığa başını koyduklarında rahat uyuduklarını biliyorum. Ya siz rahat uyuyabiliyor musunuz?
İyi uykular.
Dr. İlhami Şenol.

Turkiye

İsim: KADİR YASAN      Tarih: 11/5/2007 ( 01:24 )

IP Kayıtlı


Meleğim çocuğum
Serce kanatlı oyuncaklar alacağım sana
Neşelendiğini görmek yetiyor bana
Ben oyuncakları sende tanıdım bebeğim
Kusura bakma
Onun içindir ki;
Oyuncakları senden önce ben oynuyorum

İkimiz arasında bir fark var diye düşünüyorum
Benim zamanımda oyuncak dükkânı yoktu ki
Pekmezköpüklerinden baloncuklarım vardı
Ayçiçeği tarlalarında çamurdan tekerli atlı arabalar
Güneş yanığı dudaklarımda poyraz yarası
Öpücük konduran Ayşe teyzem
Annemin kardeşi değil miydi?
Ben senin kadar şanslı değildim bebeğim

Kızıl güneşi boynuma alıp
Sarmalardım ikindiler
Bir elimde otla bir elimde ölü bir balık
Oysa benim ağlayacak kimsem yoktu
Senin ağlamana ondan dayanamıyorum

Sevda yükü kırlangıçlar dönüp dururdu başımda
Ah Göksu nehri
Sana anlatmaz mıydım?
Seninle dertlenmez miydim?
Ya ayrılıklar
Yıkmaz mıydın bentlerini
Onun içindir ki; çocuğum sana düşkünüm ben

Seni seviyorum oğlum
Sen bir numarasın
Şımartmamın nedenini sorma
Ben şımarmanın ne olduğunu sende öğrendim
Kusura bakma bazen oyuncaklarını senden önce ben kırıyorum ama
‘’Annenin çocuk gibisin be adam demesine rağmen,,
Çocukluğumu yaşıyorum sende
Beni mazur gör
Bu gün emzikli şişendeki sütü ben emdim de
Emzik ısırdı dilimi
Kusura bakma oğlum
Benim sütüm yoktu
Sadece sütkardeşlerim vardı.



Turkiye

İsim: ne farkeder !?      Tarih: 11/3/2007 ( 01:44 )

IP Kayıtlı



Gönül çalamazsın aşkın sazını
Ne perdeye dokun ne teli incit
Eğer çekemezsen gülün nazını
Ne dikene dokun ne gülü incit

Aşık Hüdai

içimden geldi...:)

Turkiye

İsim: ilhami şenol      Tarih: 10/30/2007 ( 18:05 )

IP Kayıtlı


Biri betonundan çalıyordu inşaatın. Çimentoyu kıstı, yerine kum bastı.
Diğeri demirinden çaldı. Nerede ise, utanmasa demir boru yerine tel koyacaktı.
Telde koysan yıkılmaz ağabey öğretisi ile yetiştirilmişti.
Tel bile koysan bir kuzu çevirmeye bakar iş ağabey, sen merak etme demişlerdi.
Biri muslukların en kalitesizini yerleştirdi. Daha altı aya varmadan elde kalacaklardı.
Diğeri elektrik kablolarını en incesinden yerleştirdi. İlk yüklemede binada kontak atacaktı.
Biri sıvayı gelişigüzel yaptı. Üç yağmurda binanın tuğlası gözüktü.
Diğeri atık su sisteminde parmakla kırılacak plastik boru kullandı. Üst kattaki tuvaleti, banyoyu, mutfağı kullandığında komşular birbirine girecekti. Başkalarının suçu onları karşı karşıya getirecek, asla gerçek sorumlu yargılanmayacak, sonuçtan etkilenenler, karakolluk olacaklardı. Ve birde nasihatle uğurlanacaklardı, ya niye birbirinizi idare etmiyorsunuz diye.
Ama biri ve diğeri bu kusurları, ihmalleri, hataları, vurdumduymazlıkları, bananeciliği kapatmak için binayı öyle güzel boyadılar ki. Makyaj tamamdı.
Bu binadan alanlar, albenisine kapılıp, yanıldılar.
Bu binanın yapımında görev alan, ustaların, çırakların, kalfaların, mühendislerin, patronun, taşeronların, kontrol mühendislerinin, onay makamlarının, gözyumanların bu suçta parmağı vardı. Ülkemde konut seferberliği adı altında tarım arazileri elden çıkartılıyor, tarlalara, buğday başaklarının yerine betonlar ekiliyordu.
Geleceği betonlaştırılıyordu toplumun.
Vücudunu tembelliğe teslim eden,
ruhunda sadece kendini düşün ve çıkarını kolla diye yetiştirilen,
yüreğinde başkalarının, diğerlerinin, ötelenmişlerin, ezilmişlerin, sessizlerin sorumluluğu ve duyarlılığını öğretmeyen bir eğitim sisteminin yetiştirdiği öğrencilerin yaptığı bina.
Ürettiğinin yarar zarar ilişkisini, bundan insanların kitlelerin nasıl etkileneceği bilincinden eksik yetiştirilenlerin çoğalmaya başladığı bir yer olmuştu. Eğitim sistemi fırdöndü gibi döndürülüyor. Daha birinin semeresi alınmadan başka bir sistem deneniyordu. Ulusal eğitim modellemeleri bir türlü kurulamıyordu.
Ülke sanki bir laboratuara dönüştürülüyordu.
Bir 17 ağustos 1999 da on binlerce insanımızın ölümüyle sonucunu verdi. İnsanlar suçlu aramaya başladılar.
O kadar çok suçlu vardı ki.
Mahkemeler yetmezdi.
Hapishaneler.
Suçlarından utanırlarda, yapmaz derler di.
Yapmaya devam ettiler.
Ne türküsünü yaktı ozanlar, ne şiirini yazdı şairler.
Acı düştüğü yeri yaktı.
Biri acıları çoğaltmak için, çalmaya devam etti, diğeri bu çalmanın haklı gerekçelerini uydurmak için ter döktü.
Acı yaşayan etrafının dikenli tellerle örüldüğünü gördü. Kendi acılarının hapishanesinde acılarını yaşarken, cıvık, yılışık, umarsız suçlular özgürce dolaşıyorlardı. Acıyla büyüdü ve kimse dikenli teli aşamaz inancını taşıdı.
Gerçek sorumlular utanmadan yine etkin ve yetkin makamlarda yer aldılar.
Allah bir ülke de insanlardan utanç duygusunu almasın. Eğer bu duygu yok olursa biri, diğeri demeden yarın utanç duygusu olan, temiz insan bulmakta zorlanacağız.
Demir, beton, kum binayı oluşturuyor. Çürük yaptınız mı çöküyor.
Ya insanı insan yapan temel değerlerden çalarsanız.

Dr. İlhami Şenol

Turkiye

İsim: halenur Kor      Tarih: 10/29/2007 ( 23:09 )

IP Kayıtlı


GEÇMİŞ ZAMANA YOLCULUK
I.
Gözlerde yalnızlık,
Duvarlar ardında mutsuzluk,
Duvar diplerinde açlık.
Duvarlar ardında insan sesleri,
Geceye karışan sesler.
Uzakta hafif bir müzik,
Bir balıkçı bağırıyor oltayı çekip,
Bir balığın sessiz çığlığı
Evrenin duyulmayan yüzünde.
Yastığa düşen gözyaşları,
Üşüyen eller...

II.
Buram buram sıcak ekmek,
Demli çayın kokusu.
Radyoda aşk şarkıları,
Tempo tutan ayaklar, eller.
Eskimiş hatıralar, hüzün dolu,
Bir zamanlar kalbi dolduran,
Hatırladıkça artan kalpteki sızı,
Komşunun neş’eli, sarışın kızı.
Mazi film şeridi gibi tersine,
Dudakta ıslık, loş sokaklarda her yer kırmızı...
Bahçede bir tulumba,
Evlerde cumba, gizli bakışlar,
Gün ışığında sapsarıydı sokaklar,
Rüzgar vurdukça, tozlu kaldırım, kuru yapraklar...

III.
Seneler öncesinde duyulurdu radyoda Celal Şahin,
Gülüşen gürbüz kızlar,
Saçları gür mü gür, kırmızı yanakları,
Karpuz kollu, belden büzgülüydü elbiseleri,
Beyaz yakalı.
Kloştu kiminin etekleri, ceylan gibiydi bacakları.
Çorabının arkasında bir çizgi, sipsivriydi topukları...
Ufak ufaktı adımları, keklik gibiydi yürürken,
Islık çalardı toy delikanlılar, saçları briyantinli...
Açık pencerelerden sesler gelirdi radyodan,
Tangolar, aşka davet eden...
Sabun kokardı evler, sabun kokardı perdeler...
Gülüşmeler taşardı evlerden, insan kahkahaları...
Bahçeler; ışıklı, çiçekli, kanepeli bahçeler...
Gelinler gülleri severlerdi, gülleri okşarlardı sabahları,
Bahçede koklarlardı şebboyları...
Dost insanlar vardı, dost elli komşular,
Dostça gülen, dostça bakan gözler vardı her yerde,
Ağaçların altında otururlardı akşamları,
Eski plaklar çalınır, dans ederdi bazıları...
Narin kızlar çay taşırlardı.
Gözlerde gülücükler, ağızda güller vardı.
O zamanlar her yer bahardı, mutluluklar vardı.

IV.
Yıl, bin dokuz yüz elli sekiz;
Bir ev vardı bahçe içinde, mutluluk kozasına bürünmüş,
O zaman mutluluklar çiçek kokardı.
Neş’eli, munis bir ana vardı, şarkılar söylerdi her zaman,
Etrafında sevimli çocuklar vardı.
Bahçede bir sürüydü ağaçlar,
O zamanlar yemyeşildi yamaçlar,
Köpekler bile mutlu havlarlardı.
Radyodan en güzel şarkılar kalbe dolardı.
Hoşsohbetti dostlar, güler yüzlü, can, içten bakışlar vardı.
Anneye can yoldaşıydı kızlar,
Becerikli, temiz elleriyle kahve yaparlardı.
Pencerelerde her dem gün ışığı, beyaz işli perdeler vardı.
Camları süslerdi sardunyalar, begonyalar,
Kediler bahçede güneşte yatarlardı.
Onları okşayan dedeler vardı.
Yazlık sinemalar vardı, bütün aile rahatça gidilip oturulur,
Neş’esi, coşkusu ruhu sarardı.
Afişler vardı kocaman,
Sevimli dostlar gibi bakan, sevdiğimiz artistler vardı.
Ne çok komşumuz vardı,
Hepsi de annem gibi yakın,
Babam gibi güvenilir insanlardı...
4 Şubat 2001 – İst.

Turkiye

İsim: ilhami şenol      Tarih: 10/26/2007 ( 03:15 )

IP Kayıtlı


Bir varmış, bir yokmuş
Bazılarının, birbirine şirin göründüğü bir yer varmış, ötelerde bir yerlerde.
Bir kısım, çalışmayan görevli çantasını taşırmış, bir kısım amirinin. O onun köleliğine izin verir, kral olurmuş. Öbürüde fırçadan hakaretten kurtulup, özgürlüğünü teslim edermiş.
Bu yerde, ‘doğruları söylediğinde dokuz köyden kovulursun’ diye de bir atasözü varmış. Birileri de dokuz kere ev taşımayayım diye bu atasözüne itaat edermiş.
‘Her ev taşıma depremdir, yıkımdır’, diye de atasözü bulunurmuş.
Doğruların sırtı okşanır, ama yan yana görülmekten de kaçınırlarmış.
Vergi kaçırırmış bu yerde bazıları. Rüşvet yerlermiş. Torpil almış başını gitmiş.
Bu suçlarını örtbas etmek içinde maske takarlarmış. Bu yerde maskeli dolaşanlarında artış olmuş. Sorulduğunda gribal bulaşma var demişler, ama maskelerin altında da tanırlarmış insanlar bunları.
Aman ben zor, zar duruma düşmeyeyim diye de, sistemle de takışmazmış bu yerde bazı insanlar.
Benden bulacağına Allah’tan bulsun der. Ve yanı başında devletin, milletin, yetimin, hastanın, yolcunun, sakatın, yaşlının hakkını yiyenlere ses çıkartmazlarmış, bazıları.
Ve Allahın cezası beklenene kadar, o soysuzlarda bilcümle yolsuzluklarına devam ederlermiş.
Birileri, birbirinden korkarmış. Hele bazı, küçük yerleşim birimlerinde öyle güzel dostluklar kurulurmuş ki. Ne güzel günlerdi diye de anarlarmış.
Bir kurumda çalışan orayı kendinin malı olarak görür, oranın olanaklarını kendi çıkar ilişkilerine kullanırmış. Diğer bir kurumda, kuruluş da, dairede çalışanda orayı. Bunlar birbirlerinin yaptıklarına ses çıkartmaz, nasıl olsa bir gün işin bana düşecek diye beklerlermiş.
Birileri birilerini bir güzel idare edermiş.
Ama bu sessizlik, bu aldırmazlık, bu idare artık temizlenemeyecek boyuta varan pisliklere, önlenemeyen kokulara neden olduğunda da, bak ben sana dememiş miydim diye de dedikodular yapılırmış.
Sonra buna yine tam uyan atasözü, diğer biri, tarafından’ Karaman’ın koyunu, sonra çıkar oyunu ‘diye de, atasözü ile pekiştirilirmiş.
Bu yerde, bazı soygunların, birkısım ihbarcılarının kimliği açığa çıkarmış.
O yüzdende çoğu insan korkusundan başı belaya girmesin diye de sessiz kalırmış.
Birilerinin birbirine şirin göründüğü bu yerde, aslında işler pek yolunda gitmezmiş.
Eğitim devlet eliyle yürütülmesine karşın, ancak parası olan ailelerin çocuklarının okutulabildiği binlerce dershane varmış. Bunun dünyada başka bir örneği yokmuş.
Yine sağlık devlet eliyle yürütüldüğü halde, tam bir sömürü alanına dönmüşmüş.
Yolsuzluk, yoksulluk, açlık, sefalet, ahlaksızlık almış başını gitmiş.
Bu yerde ‘tencere dibin kara seninki benimkinden de kara’ diye cuk oturan atasözleri de varmış.
Aman ben kimseyle kötü olmayayım, aman ben kimseyle tartışmayayım, aman bana ne ben mi düzelteceğim diyenlerin de sayısı çoğalıyormuş.
Herkesin birbirine şirin göründüğü bu yerde, bu bataklık o kadar derinleşmişki, artık ayağını uzatan bataklığa batıyormuş.
Herkesin birbirine şirin göründüğü bir toplum olmamalı diyenler de şirin şirin şirinletiliyormuş.
Şirinletilmek istemeyenler de şirin şirin şirinleşmeye başlıyormuş.

Dr. İlhami Şenol.

Turkiye

İsim: aliii zorr      Tarih: 10/25/2007 ( 00:28 )

IP Kayıtlı


eğer , çoklukda teklik ...

çoklukla teklik...

oluyorsa....

sanki kızılgri gibi muhteşem bir karışım

olur............-:)

Turkiye

İsim: deniz küçüker      Tarih: 10/24/2007 ( 22:55 )

IP Kayıtlı


gerçek mutluluk gecenin karanlığında pencerene güneşi çizebilmektir...!?

Turkiye

İsim: latif köybas      Tarih: 10/24/2007 ( 22:15 )

IP Kayıtlı


NEREYE BÖYLE

Ah!anladikca uykular düsüncelerimin icinde eriyip gidiyor sabah aksam nedir bilmiyorum kazanmak kaybetmek anlamini yitirdi "onun"ne oldugunu biliyorum ancak onu bildikce eriyorum bir noktasi var sanki bana uzaktan göz kirpiyor parmagimi uzatiyorum bosluk.

Germany

İsim: Güneş      Tarih: 10/24/2007 ( 15:28 )

IP Kayıtlı


her doğru yalnızdır kendi düzleminde
çakışmak yok olmaktır çünkü
paralel yol almak ise
sonsuz uzamlı bir özlem!

doğrunun yalnızlığı
yapayalnız doğruluk
kesişir niceleriyle
kah çelişen açılarda
ve acılarda,
kah ise tümleşen açılarda
bütünleşme çabasında.

...

ama işin özü dost
her doğru ancak kendini tümler
salt ve sadece
ve yapayalnızca...

...

ve evet
yalnızız
hepimiz.

Turkiye

İsim: ilhami şenol      Tarih: 10/24/2007 ( 12:19 )

IP Kayıtlı


Kime sığınayım,
Kime dert yanayım,
Yalnızım,yalnızım,yalnızım,
Taşa anlatacaktım,
Bulamadım,
Taşlar da kalleş, taşlar da kaçak,
Saklamamış sırrımı,
Söylemiş, ota, kuşa, rüzgâra.

Kime sığınayım,
Kime yanayım,
Dilim tutsak,
Yüreğim yaralı,
Yalnızım, yalnızım, yalnızım,
Vurdum yamaçlarına,
Bulurum bir doğruyu,
Bilirim,
Oda hançerlemiştir kendini,
Doğruluk en keskin bıçak,
Doğruluk zincir, soğuk, acımasız,
Tanımaz atayı, evladı,
Ama seçmişim bir kere ,
Vazgeçmediğim,
Arkadaş, yoldaş, kardaş,
Bırakmam be,
Bedeli ne ola,
O beni bırakmadı, ben de onu.
Sığınmışım ona,
Yanmışım ona,
Sarılmışım ona,
Sığındığın zaman doğruluğa,
Etme şikâyet taşa,
Taş bile aldırmaz gözyaşına.

Dr. İlhami Şenol.


Turkiye

İsim: İLHAMİ ŞENOL      Tarih: 10/21/2007 ( 00:06 )

IP Kayıtlı


1000 yıl sonra insanlık geriye dönüp tarihine baktığında ne düşünecek.
Nasıl yargılayacak.
Kimlere hak verecek kimlere vermeyecek.
Kaydedin tarihi belgeleri. Fotoğraflı, görüntülü. Yazılı.
Ve şimdi sakladıklarınız. Yarın çarşaf gibi ortaya çıkacak.
Kimlerin şahsi çıkarları için uluslarını yangına sürüklediklerini görecek. Torunlarımız.
Kimlerinde korkaklıkları yüzünden teslim ettiğini.
Ve savaşlarda milyonlarca insanın neden öldüğünü nasıl anlayacak, bütün gerçekleri bilmesine karşın.
Açlıklarda milyarlarca insanın nasıl kıvrana kıvrana öldüğünü. Nasıl anlayacak bizim bu kadar vahşi, sorumsuz, duyarsız yaşadığımızı.
Ve sosyete, magazin, elit, aristokrat, yönetici sınıfın yaşamdaki özofagus ve estetik yaşamlarının nasıl binlerce dergiye, gazeteye, konu olduğunu görecek.
Bu kesimlerin bu sorunlar nedeniyle rahatlarının kaçmaması içinde, sıkıntıları dile getirenlerin bir zamanlar suçlanıp yargılandıklarını ve hapiste çürüdüklerini.
Ekmek bulamıyorsanız pasta yiyin diyen başöğretmenlerinin izinden ayrılmayan milyonlarca sömürücünün kendi ülkelerindeki halkları yoksulluk ve sefaletle başa başa bıraktıklarını.
1000 yıl sonra geriye dönüp bakan insanoğlu, atalarını nasıl değerlendirecek. Acımasızca tüketim, savurganlık ve israfa yönelen atalarını. Onların kirlettiği dünyayı temizlemek için nasıl yüzyılların boşa harcandığını. Onların kirlettiği ahlakın evrensel ahlakla yıkanıp yunması içinde.
Hangi değer kalacak binlerce yıl sonraya. Ey kıyamet habercileri siz bir tarafa. Başkalarının küçük kıyametini hazırlayanlar. Nasıl anımsanacaksınız. Gerçekten kahramanlar olarak mı? Yoksa binlerce insanın canını kıyamete gönderen mi?
Bin yıl sonra ben, benim adıma sorarsanız. Doğruluğu, dürüstlüğü, iyiliği, sevgiyi, saygıyı, güzelliği sadece kendine rehber yapmış olarak anımsanmak istiyorum.
Sömürmeden ve sömürülmeden yaşamayı hedef seçerek yaşadığımla bilinmek istiyorum. Kendim için ne istiyorsam diğeri içinde istediğimi de. Düşüncenin özgürlüğü için seve seve canımı ortaya koyduğumu da.
Haramsız, aldatmadan, kirlenmeden yaşamımı tamamlamak için çabaladığımın bilinmesini de. Bu haram dolu dünyada.
1000 yıl sonra nasıl hatırlanmak isterseniz. Evrensel değerlerle bütünleşip öyle yaşayanlardan mı? Yoksa ben bugüne bakarım, yarın ben olmadıktan sonra benim nasıl değerlendirildiğim önemli değil mi diyorsunuz.
Benden yine tavsiye 1000 yıl sonra iyi anımsanın.
Dr. İlhami Şenol.


Turkiye

İsim: erdem      Tarih: 10/17/2007 ( 13:59 )

IP Kayıtlı


+BOZUK SAAT BİLE GÜNDE İKİ KEZ DOĞRUYU GÖSTERİRMİŞ.

Turkiye

İsim: aliii zorr      Tarih: 10/15/2007 ( 22:43 )

IP Kayıtlı


risk almadan , yaşanılanlar / tecrübe değildir.!?

bemol ile diyezi ayıramayan , kulak değildir..?

ayırt etmeyi bilmeyen / akîl ! değildir..-:)

Turkiye

İsim: Hüzünbaz      Tarih: 10/15/2007 ( 09:52 )

IP Kayıtlı


Hayatta her zaman, herkes için aynı anlamları ifade edemezsiniz. Birileri için vazgeçilmez, güvenilir ve bulunmaz biriyken, bazıları için hiçbir anlam taşımazsınız. Bu yaşam sürecinin süregelmiş kurallarından biridir. Herkes, herkes için değildir.

Şimdi şöyle çevremizde bize yakın olduğuna inandığımız insanları bir düşünün. İlk önce ailemiz gelir aklımıza. Ki onların bize biçtiği değer ve kıymeti, hiç kimseden göremezsiniz hayatınız boyunca. Onlar sizi karşılıksız, menfaatsiz, en ufak bir çıkar gözetmeksizin, sadece siz olduğunuz için sevenlerdir.

Daha sonra evimizin dışında ama bize çok yakın olan dostlarımızı düşünelim. Evet, onlar da tıpkı ailemiz gibi karşılık gözetmeksizin, varlığımızdan duydukları güven ve huzurdan ötürü yanımızdadırlar. Genelde hep aynı bakış açısına sahip olduğumuz insanlardır. Ve gerçek dostlar, her zaman, her şartta yanımızdadır.

Sonra arkadaşlarımız vardır bir de. Bir yerlerde çeşitli mazeretlerle tanıştığımız, dostluk değilse de kıvamında, hayatı paylaştığımız insanlar. Onların sayısı dostlardan çok fazla olabilir. Ki dostlar ender bulunabilecek kişilerdir. Mesela kendimden açıklayım, sayısız arkadaşım var derken, yalnızca 2 tane dostum vardır diyebilirim. Hemen hemen fikirlerimiz, yaşam standartlarımız aynıdır. Aynı şeyler üzer, aynı şeyler mutlu eder üçümüzü de. Onların varlığı ve hayatımdaki yeri doldurulamaz.

Bir de tüm bu sınıflandırmaların dışında birileri vardır hep. Adına sevgili deriz. Bernard Shaw’ a göre bu insanlar: ‘Diğer insanlara göre fazla abarttıklarımızdır.’ Ben de katılmıyor değilim. Çünkü gerçekten bazen o kadar yanıltanları oluyor ki içinde, aklınız almıyor bu durumu. O zaman diyorsunuz ki kendi kendinize, çok fazla abartmışım bu insanı. Hayal kırıklığının yalın pişmanlığına bürünüyorsunuz işte o zaman. Ama onların hayatımızdaki yeri hep bambaşka olmuştur. Onlarla bir şeyi paylaşmak ya da paylaşamamak esas alınmaz her zaman. Bazen sadece varlıklarını bilmekle dahi, büyük tutkularla sevebilme yetisine sahibizdir. Beklentilerimiz aile ve dostlarımızdan beklediklerimizin çok altındadır bu kişilerden. Onlardan tek istenilen şey, aşkımıza ve sadakatimize saygı duymalarıdır. Sunmuş olduğumuz bir aşkı yağmalarken, bizi fazla incitmemeleridir.

Gerçi günümüzde aşk var mı ki? Yok elbette. Olduğunu iddia ederiz hep, bazen de varmış sanırız. Ama sonunda anlarsınız ki, günümüzde bu duygu artık yozlaşmıştır. Günlük çıkar ve egemenlik furyasına dönüşmüştür. Erkeğin kadına, kadının ise erkeğe hükmetmek istemesinden başka hiçbir şey değildir artık. Bildiğimiz aşk paylaşmaktan geçiyordu, şimdi yaşadıklarımız ise, hep bir tarafın tatmin edilmek istemesinden.

Yaşanılası aşklar şimdi, sadece güzel bir betimleme yahut şiir olarak karşımızdalar. Gerçeği yansıtmıyorlar. Ki zaten şairler ve yazarlarda yalancı insanlardır. Öyle değil mi?

Hüzünbaz...

Turkiye

İsim: ilhami şenol      Tarih: 10/15/2007 ( 00:31 )

IP Kayıtlı


Kalabalıkların arasına karışan, sesi belli olmayan kışkırtıcılar vardır. Tabansızdırlar.
Kalabalıkların arasında, yalnız olduğunda söylemeye cesareti olmayan yüreksizler vardır. Söylediklerini kalabalıklara mal etmeye çalışırlar.
Kalabalıkların arasına karışan, tekmesini yumruğunu silahını kana dönüştüren saldırgan bulunur. Kalabalıkları vahşi, barbar göstermeye çalışır. Bunlara literatürde ajan kışkırtıcı denilir.
Sağduyu, akıl ve hoşgörü. Nerde iseniz. Açın yelkenlerinizi, kanatlarınızı. Size, kalabalıkların her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.
Ey bilim, ey gerçek, ey doğru nerde iseniz doğun şafağında ülkeme. Asıl dost sizlersiniz. Yitirdik mi, küstürdük mü sizi kazanmak çok zor ve meşakkatli biliyorum.dönmeniz yüzyılları alıyor.
Biz sizi yitirdiğimizden koca imparatorluğu batırdık, şimdi aynı şeyleri yaşamak istemiyorum.
Karanlığın ardında kendi aydınlıklarını kurgulayan zavallılar.
Karanlığın ardında kendi hesaplarını tutan satılmışlar.
Sandınız ki bu ülke sağduyusunu yitirir.
Bu ülkenin yürekli evlatları bırakır mı sandınız, ey işbirlikçiler.
Keşke, dememek için bugün hepimizin daha fazla düşünmeye ihtiyacı var.
Kim getirdi bu ülkeyi bu hale kim.
Sen mi Hatice teyze, sen mi Ayşe ana, sen mi sokakta oynayan çocuk.
Kim bu ülkeyi dünyanın en borçlu ülkesi haline getirdi ve nerelere harcandı bu paralar.
Sen mi sıvacı Ahmet usta, sen mi karocu Mehmet ağabey.
Siz mi götürdünüz memleketin kaynaklarını.
Ey halk sen bilmiyor musun kimler bu ülkeyi bu hale getirdi. Şimdide bu besleniciler asıl sorumlunun dışarıda olduğunu söylüyorlar.
Kendilerini sorumluluktan kurtarmak için seni yanıltıyorlar.
Bu ülkenin yiğit, doğru dürüst hiç kimseye satılmamış evlatlarının önünü keserek bu ülkenin kaynaklarını kendi saltanatlarına ayırdılar.
Bu yüzden ne eğitim ne sağlık ne altyapı kaldı.
Şimdide kendilerini aklamaya çalışıyorlar.
Açıklasınlar bakalım yurtdışında milyarlarca doların sahiplerini.
Bu ülkeye bu emperyalistleri sen mi davet ettin Sadık amca, Türkan teyze.
Sen mi onların şirketlerinde üst düzey yöneticilik yaptın. Sen mi sattın devletin bankalarını, cumhuriyetin seksen yılda ürettiklerini.
Ey karanlıkların ardına sığınmış ey kalabalıkların ardına sığınmış asıl sorumlu.
Halk uyandı artık halk biliyor kimin ülkeyi bu hale getirdiğini. Şimdi sıra sende ey Anadolu’nun yiğit evladı. Tarihe gömülmek istenen, tarihe gönderilmek istenen bir cumhuriyet var. Hadi zor ve zar gün. Omuz omuza. EDİRNE’DEN ARDAHAN’A KADAR. YIL 1923,yıl 2007.KOŞULLAR AYNI. YİNE ELELE YİNE OMUZ OMUZA. YİNE YÜREK YÜREĞE.
Çünkü kalabalıkların arasına karışan, karanlık kimlikli, işbirlikçiler yine emperyalistlerin emrinde ülkeyi batağa sürüklemek istiyorlar.
Türkiye’nin dirliğine, birliğine, bayrağına, yarınına, toprağına, aydınlığına, demokrasisine, kardeşliğine, inanan ve bu ülkeye çivi çakan herkese dili, dini, ırkı ne olursa olsun selam ve saygılarımla.

Dr. İlhami Şenol.

Turkiye

İsim: Halenur Kor      Tarih: 10/13/2007 ( 23:59 )

IP Kayıtlı


Nehir Boylarından Denizlere

Bir gong sesi!
Bir daha!
Bir daha!

Sisin altındaki sular yayıldı
Ta kıyılara halka halka…
Bir kuş havalandı gönül kafesimden
Gözleri dünya ile barışık,
Kanatlarından yayılan bin bir ışık
Karıştı bulutlara…

Kaptanın dudağında bir ıslık
Giriyor sakin koylara yavaşça…

Küpeşteye güneş vurmuş,
Gergin halatlar…
Uzatırken çıplak kolunu deniz güverteye
Öptü tenini martılar…

Bir el hızla okşadı piyanonun tuşlarını,
Derinlerde süzüldü binlerce balık,
Peşinde rengârenk köpükler…
Hep birden yükseldi göklere yüzlerce kemanın sesi…
Okşar gibi dalgalar,
Taradı, sahilin saçlarını düzeltti…

Niye dayadı başını kaptan?
Gözleri dalgın…
Dümen elinde oysa!
Süzüldü sakin koylara dilinde ıslık…

Siper ederken elini gözlerine
Güneşin ışığı karışıyor terine…
Çevirdi dümeni tam tersine…
Kısık gözleri taradı ufukları boydan boya…
Enginde süzülüyor kuğu gibi,
Girerken koya…

Bir gong!
Bir daha!
Bir daha!

(9 Ekim 2007) İst.

Turkiye

İsim: ilhami şenol      Tarih: 10/9/2007 ( 23:56 )

IP Kayıtlı


Kırbaç,
Kimi zaman emekçinin eksik, yetersiz, zamanında ödenmeyen emeğiydi.
Ki, zor duruma sokuluyor, beslenmesinden, eğitiminden kısıyorlardı. Ve oyalıyorlardı ki anlamasın diye halini öcü, böcü, cin, peri, kader masalları ile de.
Uyusun da büyüsünde yavrum ninnileri ile de anestezi vermeye çalışıyorlardı, topluma.
Kaderine razı olmak ve güçlünün karşısında boyun eğmek, toplumsal anestezidir.
Dilin haykırmayacak, bekleyeceksin büyüklerinden,’Allah razı olsun bey’ diyeceksin.
Kırbaç,
Ülke hukuksuzluğa teslim olmuş. Ülkenin her yanında mafya türemiş, saldırı- maganda kültürü hâkim olmuştur. Bol gösterilir, ekranlarda. Vahşetin sergi salonudur o kutucuk.
Seyret ve kork. Seyret ve evine kapan. Seyret ve ne kadar çaresiz olduğunu düşün zalimin karşısında. Seyret ve sadece miden, yorganın ve uçkurun için yaşa.
Ve kırbaçlar şakırdamaktadır. Yarın midene, daha da ötesinde yorganına.
Şakırdamaktadır. Ezelden ebede, kırbaçlar.
Bilmez ki kırbacı salladığı, sırtını kanlar içinde bırakıp ağrı şokundan ölüme gönderdiği o zulme isyan eden aynı zaman da onunda hakkını savunmaktadır.
Kırbaç,
İkiyüzlülüktür ilişkilerde. Aldatır. Yalanın bini bir paradır. Ne anlatan inanır ne dinleyen. Toplumsal kirlenme kaplamıştır. Her ilişkide, her çıkar, diğer bir ruhun kırbaçlanmasıdır. En çokta temiz ruhlar yıpranır. Her kırbaçta saçlar aklanır. Mide ülseri, angina erkenden sarar vücudu. Kirlenmiş ruhların kırbacı yüzlerindeki maskedir. Her ortama uyum sağlar ve her ortamda farklı.
Kırbaç,
Rüşvet yer. Vatan-millet-sakarya. Torpil yapar. Yine v-m-s.Adam kayırır, adamın ayağını kaydırır, yine v-m-s. İhalelerde vatanı ve milleti satar. Yine v-m-s. Ve birkaç eli silahlı saldıran robotları besler yanında, susturmak için satılmışlığını, hainliğini yüzüne vuranlara.
Kırbaç,
Doğruyu söyleyecektir. Düşündüğünü. Diline geliyor ama yiyeceği kırbacın acısı sızısı irini hepsinin önüne geçer, susar. Zımparalanmış, sırtlarında şakırdamış yaşamlarla doludur, ülke. Doğruyu bilenlerin, yanlışa sürüklendiği bir ülke. Sokaklar kırbaç yemiş yüzler, elbiseler, elleri olan insanlarla doludur. Her anne evladını kapıdan aman oğlum der, aman ha kimse ile ters düşme. Anneler kırbaçların acılarını iyi tanır.
Kırbaç,
Eğitim sisteminde öğrencilerin beyninde patlıyordu. Genç beyinler artık karanlığa teslim oluyor, kendini özgürce anlatanların üzerinde kırbacın nasıl patladığını, nasıl genç beyinlerin sistemin dışına itildiğini görüyorlardı. Özgür düşüncenin üzerinde nasıl patladıysa. Kendini anlatamayan soramayan bende varım diyemeyen genç beyin.
Karanlığa teslim olmuş, ülkede birileri ışıkla çıkıyor. Hayır, karanlığımıza gölge yapma diyenler hemen ışığı kırbaçlıyorlardı. Ama ışıklar bitmiyordu. Yıldırım hızıyla her taraftan ışıklar parlıyor, kırbaçlar yetişmiyordu. Ve bir gün ‘irfanı hür, vicdanı hür, fikri hür ‘nesiller isterim diyen önderlerinin öncülüğünde ışıklarını kırbaçları yakmak için kullanıyorlardı.
Dr. İlhami Şenol.


Turkiye

   << önceki sayfa  1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 ...50 sonraki sayfa  >>
 
 

arşiv

#12 #11 #10 #9  #8 #7 #6 #5 #4 #3 #2 #1

 

 
 

Powered by Web Wiz Guestbook version 7.01
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide